Aysad başkanı Ender Yazıcıoğlu ile Pöportaj

Değerli TurkiyeAyakkabi. com okuyucuları, size sektörümüzde çok önemli bir yeri olan, ve setörümüze önemli katkıları bulunan AYSAD Başkanı Sayın Ender Yazıcıoğlu'nu çok özel bir röportajla tanıtmak istiyoruz. Bizim için çok zevkli geçen bu röportajı sizin de ilginize sunuyor ve sektöre faydalı olmasını diliyoruz. Çok akıcı geçen konuşmamızı mümkün olduğu kadar tabii seyriyle sizlere aktarmaya çalışacağız.
Ender Yazıcıoğlu kimdir?
1953 Antalya-Aksekili doğumluyum. Dedelerimiz Konya'dan Akseki'ye gelmişler. Ailemizin 470 yıllık geçmişini ve şeceresini biliyoruz. İhsan Paşa ve Hazma Yazıcı Paşalar dedelerimiz.
Dedem Sipahi ocağından gelme Osmanlı Ağasıdır. Annemin ve babamın dedesi Alemdar Zade Nuri efendidir. Babamın babası Yazıcızade Mustafa Efendi, dedesi ise Yazıcızade Ali Ağadır.
Sülalemiz Osmanlılar zamanında Filistin, Mısır, Cezayir Ortadoğu yani tüm Orta Asya ve Kafkasya'da savaşmışlardır. 1.Dünya Savaşında bizden kayıtlı 22 Şehit verilmiştir. Daha sonra o bölgeleri iyi bildikleri için bu bölgelerde ipek yolunda ticaret ile uğraşmışlardır. Dedelerimiz tüccar oldukları için bizim ticaretimizde buran geliyor.
1960'a kadar Fatih'te yaşadık. Daha sonra Anadolu yakasına geçtik. Orta okul ve liseyi Kadıköy'de okudum. Haydarpaşa Lisesini bitirdim. Kısa bir süre Mimarlık okudum. O dönemdeki yoğun anarşi olayları sebebiyle ailemin isteği ile üniversiteyi bırakıp ticarete başladım. Daha sonra Eğitim Enstitüsü FKB bölümünü bitirdim.
1970 yılında ilk ticari hayatıma 17 yaşında başladım.
Babam 1960'a kadar Tahtakale'de kaba nalburiye ithalatı işi yapıyordu.
Babam demokrat partili idi.
6-7 Yaşlarında iken babamla birlikte işyerine giderdim. Tahtakale'de nalburlar sokağında biz aynı aileden Aksekili'ler 7-8 dükkanda aynı işi yapardık. Buna rağmen herkesin özel bir müşterisi vardı. Herkes aynı işi yaptığı halde müşteri gider hep aldığı yerden alırdı. Diğer dükkanlarla da fiyat rekabeti yapmaz ve dayanışma içerisinde çalışırdık. Hatta bir malımız olmazsa komşudan alır müşterimize verirdik.
Köfteci Hakkı : 7-8 Dükkanın çalışanları ve patronları birlikte yemek yerlerdi. Sadece dışarıdan misafir müşteri gelirse onu köfteci Hakkı'ya götürür bizde O'nunla birlikte dışarıda yemek yerdik.
Dükkan sahibi dükkanda olmazsa müşterimiz geldiğinde komşularımız haber verir müşteri çalma yoluna gidilmezdi.
Kanaat vardı,hırs yoktu. Bu gerçek zenginliktir.
Bizim için çalışan hamallarımız çoğu zaman sabah erken dükkanlarımızı açarlar hangi dükkana müşteri gelse malı satar,parayı da masamızın üstüne bırakırlardı.
O dönemde aklımdan çıkmayan bir hatıra…İstanbul'un her tarafı tramvaylarla örülüydü. Tramvaylarla seyahat etmek çok zevkliydi. Bebek'e kadar tramvaylarla gidebiliyorduk. Sağlı sollu ahşap İstanbul evleri müthiş yeşillikler o günden aklımda kalan çok önemli bir enstantenedir.
Bizim sattığımız malları ithalatını gayri Müslim Simon yapardı. Siparişte paranın yarısını alır, mal gümrüğe gelince diğer yarısını da kendisine verirdik. Daha sonraları biz kendimiz ithalatı öğrendik ve ithalatımız kendimiz yapmaya başladık. O da gönüllü olarak bu işi tamamen bize bıraktı ve kendisi kimya sanayi için gerekli olan kimyasal ham maddeler ithal etmeye başladı.
Annem anlatıyor : Dedem annemleri Haliç'e kayık sefasına götürürlermiş. O kadar yeşil, mesire ve piknik alanları bolmuş ki o zamanlar İstanbul'un eğlencesi buymuş.
Topkapı'dan bu tarafa yerleşim yoktu. Sadece köyler vardı. Topkapı'ya ve Mecidiyeköy'e Ceviz Yemeye giderdik.
Ortaokula giderken hergün 8. 15 vapuru ile okula gider dönerdik. Yıllarca 8. 15 vapuru benim beynime ve belleğime yerleşti. O vapurda o kadar güzel kaynaşmalarım oldu ki, Toplu ulaşım insanları daha fazla sosyalleştiriyor. Şimdi herkes özel arabasıyla gidiyor. Bu sosyalleşme azaldı.
Üniversitede de yine 8. 15 vapuru benim için günlerime damgasını vurmuştur. Vapurda hep aynı yerde oturur, arkadaşlarla şarkı söylerdik. Çevremizdeki yaşlı insanlar bizi o kadar severlerdi ki biz vapura geç gelsek yerimiz tutar başkasının oturmasına izin vermezlerdi. İş hayatı ve üniversite beraber devam etti benim hayatımda.
1960'da demokrat partinin düşmesi ile beraber babam dükkanı kapatmak zorunda kaldı.
O dönemlerde bazı tüccarlar Selimiye'ye götürülüp günlerce sorgulandılar. Bazı dükkanların yağmalanmasının neticesi bu sorgulamayı gerektirmişti. Babamı götürmemişlerdi. Fakat giden insanların arasında teyzemin oğlu vardı. Kimse yakınını sormak için cesaret edemezken anneannem;Osmanlı torunu her gün Selimiye'ye gider,teyzemin oğlunun halini hatırını sorar,ziyaret ederdi.
Babam işini bırakınca dedemlerin eski işi olan incir işletmeciliği ve incir ticaretine tekrar başladı. İncir ihracatı yapan firmalara üreticilerden incir alır,onlara hazırlardık. Gıda ticareti oldukça zordu. Giden grubun çok azında dahi bir problem olsa tüm ürün geri gönderilirdi. Bu işte de gelişli gidişli, inişli çıkışlı işlerimiz oldu.
İç piyasaya da incir veriyorduk. Kuru yemişçiler çarşısında kendi yerimiz oldu. Aydın Germencik İncirliova’da işlenen yani ambalajlanan incirler buraya kuruyemiş çarşısına gelirdi. Oradan tüm Türkiye'ye dağıtılırdı. İncir işi sezonluk,3-4 aylık bir iş olduğu için senenin uzun bir dönemi boş kalıyorduk. Bu da beni sıkıyor,bu işten soğutuyordu.
Bir gün babama; -Baba,bu işe fazla yatırım yapma gelecekte ben bu işi yapmayacağım,dedim. Bunu söylediğim an babam çok üzülmüştü. Yüzündeki ifadeyi hala hatırlıyorum. Yıkıldı. Bana tamam oğlum sen ne istersen onu yap,dedi. Fakat siz bu işi yapmayacaksanız ben de bu işe daha fazla yatırım yapmayacağım dedi ve işini tasfiye etti. İki buçuk sene sonrada vefat etti.
O öldükten sonra babamın tüm defterlerini çıkardık. Eski çalıştığı firmalara tek tek gidip babamın borcu var mı yok mu diye sorduk. Babamın borcu olan hiç kimse çıkmadı,tüm borçlarını kapatmıştı. Alacaklıları da kendileri gelip bize ödemelerini getirdiler. Yani işini tasfiye ederken tüm borçlarını ödemişti.
İlk Yöneticilik:
19 yaşındayken pazarlamacı olarak çalıştığım bir firmada satış müdürü oldum. Benden çok daha büyük yaşlarda,45 yaşlarında çalışanlar olduğu halde bu görev bana verilmişti.
Arkadaşlarımızla birlikte çok güzel çalışmalar yaptık,büyük başarılar elde ettik. O dönemde çok başarılı bir yöneticilik hayatım oldu.
O zamanki başarımın en önemli sebebi çalıştığım herkesi dinleyip herkesle paylaşmasını bilmekti. O genç yaşta elde ettiğim başarı beni olumlu yönde etkilemişti.
Kaliteli bir hayatımız vardı. İş hayatımın içinde sosyal hayatımı ihmal etmezdim. Gündüz çalışır, hafta sonları Uludağ'a gider, Panaroma Cafe'de aile ortamında kahve içerdik.
Cumartesi akşam Bursa'da kalır,Pazar Uludağ'a çıkardık. Pazartesi sabah da erkenden işimizin başında olurduk. Gittiğimiz yerlere aile içerisinde,tüm tanıdıklarımızla birlikte giderdik. Bu kaliteli yaşam ayrı bir enerji katardı hayatımıza.
İlk İşyerim:
İlk işyerimi 1977'de açtım. Fiber Glas işi yapmaya başlamıştım. Banyo küvetleri, su depoları yapıyorduk. Bu işyerinde işi yapan arkadaşla ortak çalıştığım için yönetici konumundaydım. Bundan dolayı çok fazla boş vaktim oluyordu. Askerliğimi yapmadığım için uzun vadeli büyük bir iş yatırımı yapmadım.
Öğretmenlik:
Bu arada eğitim enstitüsü mezunu olduğum için öğretmenlik müracaatında bulundum. Tayinim çıktı. Fizik,kimya,biyoloji öğretmenliği yaptım. Bir buçuk yıl sonra askere gittim. Askerlikten sonra da bir buçuk yıl daha öğretmenlik yaptım.
Kartal'da öğretmenlik yapıyordum. Yoksul bir bölgede olduğu için öğrencilerimden bazıları derslerden sonra simit satarlardı. Bu öğrencilere her zaman sınavlarda bir not fazla verirdim. Derdim ki
onlar hem okuyorlar hem de hayatı kazanmaya çalışıyorlar.
Ben ayakkabı kökenli değilim. Ama ayakkabıcılarda olmayan çok önemli bir ayakkabı koleksiyonum var. Dedemin ve babamın o kadar güzel bir ayakkabı kültürü olmuş ki bu dönemlerden alınan tüm ayakkabıları hala saklıyoruz. Tahta çiviyle yapılmış ayakkabılarımız bile var. Bazen ailemizde durumu iyi olmayanlardan çocuklarına bizim giydiğimiz ayakkabıların aynısını alamayanlar olduğu için o çocuklar özenmesinler diye ayakkabılarımızı dışarıda giymez,sadece evin içinde giyerdik. Bu sebepten de eskimeyen ayakkabılarım vardı.
Öğretmenlik konusunu uzun süre götüremeyeceğimi düşünüp öğretmenlik hevesimi alınca tekrar ticarete dönmeye karar verdim
Dayım demir çelik işi yapıyordu. Bir gün beni çağırdı ve dedi ki:
-Benim yanımda çok çalışan var,ama benden birisi yok. Gel öğretmenlikten ne alıyorsan ben vereyim,burada çalış. Sonra devamına bakarız,dedi.
Ben de dayımın yanında demir çelik işinde yönetici olarak çalışmaya başladım. 1981-1985 yılları arasında dayımın yanında çalıştım.
Babasızlık:
1984'te babamı, 1985'te dayımı kaybettim. Bizde şöyle bir düşünce vardı. Babam olmazsa biz bir şey yapamayız diyorduk Fakat başımıza gelince babasız da yaşanabileceğini öğrendim.
Paranın Önemi:
Dayımın ölümünde de paranın insanlar için hiç de önemli olmadığını anladım. Birkaç yıl önce yalıyı almıştı, son bir yılında da sürekli hasta idi. Ama 1 yıl içerisinde hep hastalıklarla mücadele ettiği için o yalının tadını çıkaramadı. Orada anladım ki paranın hayatta hiç önemi yokmuş. Bu hadise bana paranın çok önemli olmadığını anlattı ve parayı küçük görmeye başladım,bundan sonra paraya hiç elimi sürmedim,parayla hiç ilgilenmedim. Ticaret yapıyorum ama parayla uğraşmam. İş beraberinde parayı getirir ve götürür. Üzerimde çok para taşımayı sevmem. Çoğu zaman çocuklarımın üzerinde benden daha fazla para olur.
Sektöre Giriş:
Dayımın vefatı ile o işte de fazla kalmak istemedim. Eşimin akrabası olan Gürhan Tatlıoğlu İngiltere'de yaşıyordu. Kendisinden bir teklif aldım. Dünyanın en büyük ayakkabı malzeme ve makine satışı yapan bir firmanın Türkiye mümessilliğini yapacaktık. Teklifi kabul ettim.
Bu vesileyle 1985 yılında ayakkabı sektörüne girmiş oldum. Kendisiyle birlikte İngiltere'ye ihracat da yapıyorduk. O zamanlar ayakkabı malzemesi ve makinaları konusunda ithalat yapan Türkiye'de İleri Deri'den başka hiç kimse yoktu. Bu açıdan da bir boşluk vardı.
İşimizin iki kolu vardı. Bir devlet Sümer Bankla ayakkabı üretiyordu. Bir de Alboy,Yeşil Kundura,Esem gibi büyük firmalar vardı. Bunlarla çalışmak önemliydi.
Bu şekilde başladık. Çok iyi bir gelişme kaydettik. Birkaç yıl içerisinde ciromuzu 2 milyon $'a çıkardık. İşimizle ilgili olarak sürekli yatırım yapıyorduk. Sadece dağıtım değil eğitim de verdik.
80'li yılların sonunda ayakkabıda hızlı bir gelişme oldu. 90'ların başında da Rusya ile ilgili de büyük bir patlama yaşandı. Ayakkabıcı Rusya ile birlikte vadeli,senetli satışlardan peşin nakit paralı işe döndü. Sektörle birlikte biz de çok büyük bir şekilde büyüdük.
1994'te İngiltere'de Demir Lady krizi oldu. 20. 000 firma battı. İhracat ayağımız tamamen durdu. Şirketin merkezi İngiltere'deydi. İngiltere'deki ihracat ayağı ölünce Türkiye İngiltere'yi taşıyamaz hale geldi. Ortağım kendisi İngiltere'de yaşadığı için oradan ayrılmadı, biz de ortaklığımızı bitirdik. İngiltere'deki şirket onda kaldı.
1994'de ben oğlumun adını taşıyan BİRTUĞ Ltd. Şti. kurdum. Birtuğ'da mümessillikler değişti, Almanya ve İtalya'dan aldığımız yeni mümessilliklerle işlerime devam ettim. Bu arada büyümemiz de devam etti. Aslında 1994'de Türkiye'de de işlerde yavaşlama olmuştu. Krizden sonra 1995'le birlikte ayakkabı sektörü yeniden bir ivme kazandı.
1996-1997'de sektörümüz tavan yaptı. Bu yıllarda mümessillik sayımızı 13'e çalıştığımız ülke sayısını da 5'e çıkardık. İngiltere,Brezilya ve Hollanda'dan firmalarla çalışma başladık.
2000'li yıllarda Rusya'nın çökmesinden sonra işlerde geriye dönüş başladıysa da biz çok az küçülmelerle işimizi sabit tutmaya çalıştık.
Hollandalı'lar ile Ortaklık:
2003 yılında Hollanda'dan İSCO firmasıyla birlikte Türkiye'de üretim yapmaya karar verdik. İş emniyet ayakkabılarının çelik aksamlarını üretiyoruz.
Kapasitede dünyada üçüncü üretimde beşinci sıradayız. Bu iş de kendi içinde hızla büyüdü. Bu işletmede %70 ihracat %30 iç piyasaya çalışıyoruz. Üretimimizin %35-40'ını uzak doğu ülkelerine satıyoruz. Diğer kısmını Amerika ve Avrupa'daki ülkelerle birlikte toplam 65 ülkeye ihraç ediyoruz.
2003'te 300-500 bin dolarla başladığımız ihracatımız 2007'de 4,5 milyon dolara ulaştı. Fabrikamızı serbest bölgeye taşıdık.
2007'de üretimimiz 7milyon çift çelik burun,3 milyon çift de taban çeliğine ulaştı. Bu işle ilgili de 5 milyon dolar yatırımımız oldu.
Sosyal Faaliyetleri ve Sivil Toplum Çalışmaları:
Aysad'a ilk olarak 1998'de başkan yardımcısı olarak idareciliğe başladım. 2 yıl sonra başkan oldum. O zamandan beri başkanlık görevim devam ediyor.
2004'de İTO meclis üyeliğine sektör temsilcisi olarak başladım.
2006'da OBB'nin yeni oluşumuyla ortaya çıkan deri sektör meclisinde başkan vekili olarak görevim devam ediyor.
Aysad'da başkanlık yaptığım için otomatik olarak Tasev'de de görev yapıyorum. Tasev'deki görevim başkan yardımcılığı. Tasev aracılığıyla eğitim ve sosyal yardımlaşma faaliyetlerime devam ediyorum.
Bir oğlan bir kız 2 çocuğum var. Kızım üniversiteyi bitirdi. Şirkette çalışıp masterini de tamamladı. Oğlum liseyi bitirdi,üniversiteye hazırlanıyor. Zamanımın%60'ını sosyal faaliyetlerim aldığı için şirketteki işlerimin çoğu kızım tarafından yürütülüyor.
Tasev'de 2002'de okulun inşaatı tamamlandı. Bir tuğla=1 milyar kampanyasıyla başlandı ve mutlu sona ulaşıldı. Tasev bünyesinde şu anda 475 adet çocuğumuz sektör için eğitim almaktadır.
Hobileri:
Futbol oynadım. Voleybol,basketbol oynadım. Gezmeyi çok severim. Gitmediğim kıta yok. Ayakkabı ile ilgili olarak Almanya ve İngiltere'de eğitimler aldım. Sertifikalarım var. Bu vesileyle de Tasev'de okulda geliri vakıfa bırakılmak üzere eğitimler verdim. Tenis ve yelken sporu ile uğraşıyorum. Denizi de seviyorum.
Hedefleri:
En önemli hedefim sektöre sosyal amaçlı katkıda bulunmak. Sektörün üniversite projesini tamamlamak. En büyük hedefim bu. Bu hedefimi yerine getirmek için elimden ne gelirse yapacağım.
İşlerle ilgili hedefim de Avrupa Birliği projesi kapsamında organik tarım projesi. Bunun için Birtuğ Doğal yaşam ltd. şti. kurdum. Akseki'de kendi memleketimde bunu hayata geçirmeye çalışacağım. Bu projede bir meslek lisesi kurulması,halkın eğitilmesi,toprak analizleri vb konular bulunmaktadır. Sonucunda da dondurulmuş organik ürünleri paketleyip ihraç etmek istiyoruz. Doğal yaşam projesinin bölgeye benim bir borcum olduğunu düşünüyorum. Bunun örnek proje olmasını ve diğer bölgelerde de uygulanmasını dilerim.
Diğer bir projem de İTO ile birlikte başladığımız
Made IN Turkey projesidir.
Şirketime oğlumun adını verdim. Çok hareketli. Özellikle yurtdışı seyahati çok olan bir işimiz var. Çocuklarım da işimizi seviyorlar ve işlerimiz çocuklarımızla devam edecek.